Günlük Toplam Enerji İhtiyacının Hesaplanması
Günlük enerji ihtiyacı; bireyin yaşına, çalışma şekline ve süresine, işdışı etkinliklerine, vücut ağırlığına ve öteki özelliklerine göre değişir. Enerji ihtiyacını hesaplamak için, örnek olarak alman erkek ve kadın için verilen değerlerden yararlanılır. Enerji ihtiyacını hesaplamada, bireyin hangi özellikleri örnek kadın ve erkeğinkinden değişikse ona göre ayarlama yapılır.
1. İş ve Uğraşa Göre: Tablo 6-5'te görüldüğü gibi, örnek erkek ve kadın,, günün 8 saatini uykuda veya yatakta, 8 saatini orta derecede işte, 8 saatini de iş dışmda uğraşla geçirmektedir. Daha hafif ya da ağır iş ve uğraşlarla enerji harcaması da belirlenmiştir. Çeşitli derecelerdeki çalışmada, dakikada ve vücut ağırlığının kilosu başına enerji harcaması da hesaplanmıştır. Bu değerler kullanılarak, değişik işlerde çalışan bir yetişkinin ortalama enerji ihtiyacı bulunabilir. Örneğin, 30 yaşında, 70 kg. ağırlığında, 175 cm. boyunda bir erkek işçi, günde 6 saat odunculuk yapıyor, 4 saat bahçe işlerinde çalışıyor, 6 saat oturuyor, dinleniyor ve kişisel işlerle uğraşıyor ve 8 saat uyuyorsa, günlük enerji ihtiyacı şöyle hesaplanabilir:
a. Odunculuk ağır işler grubuna girer. Ağır işler için, erkeklerin enerji harcaması dakikada 5.0 kaloridir (Tablo 6-5'ten).
6 X 60 X 5.0 = 1800 kalori (7,5 MJ) = ösaatlik enerji harcaması.
b. Bahçe işlerinde çalışma orta derecedeki işler grubuna girer. Orta işler için enerji harcaması dakikada 3.0 kaloridir (Tablo 6-5'en).
4X 60X 3.0 = 720 kalori (3.0 MJ) = 4 saatlik enerji harcaması.
c. Oturma, dinlenme ve kişisel işler hafif işler ve uğraşlar grubuna girer. Bunun için erkeklerin enerji harcaması dakikada 2.3 kaloridir (Tablo 6-5'ten).
6 X 60 X 2.3 = 828 kalori (3.5 MJ) = 6 saalik enerji harcaması.
d. 8 saatlik uyku sırasında ortalama enerji harcaması bulmak için 6-2-2'deki örneğe bakınız.
- Vücut yüzeyi: 1.85 m*. Bazal metabolizma hızı: 36.8 kal. 1.85X36.8 = 68 kal. ,
68 X 8 = 545 kal. (2.3 MJ) = 8 saatlik uykuda enerji harcaması. Günlük toplam enerji ihtiyacı: 3893 kalori = 16.3 MJ.
(1800 + 720 + 828 + 545).
2. Vücnt Ağırlığına Göre: Enerji harcaması vücut ağırlığı ile yalandan ilgilidir. Tablo 6-5'te, çalışma durumuna göre vücut ağırlığının kilosu başına düşen enerji harcaması gösterilmiştir .Vücut ağırlığına ve çalışma durumuna göre -enerji ihtiyacı hesaplanırken, bireyin gerçek kilosu değil, boya göre arzu edilen ağırlığı esas alınır. Örneğin, 175 cm. boyunda, 80 kg. ağırlığında ve orta işte çalışan bir erkeğin enerji ihtiyacı 80 kg.'a göre değil, bu boyda olması- gereken arzu «dilen 65-70 kg. üzerinden hesaplanır. Orta dereceli işte çalışan erkeğin enerji harcaması kilo başına 46 kaloridir (Tablo 6-5). Buna göre bu insanın günlük enerji ihtiyacı 46 X 70 = 3220 kalori (13.5 MJ) dolayındadır. 80 kg. ağırlığa göre ■hesaplanırsa 46X80 = 3680 kalori (15.4 MJ) olacak ve sürekli şişmanlaya-•caktır. Vücut ağırlığı ve çalışma durumuna göre enerji ihtiyacı Tablo 6-6'da verilmiştir. Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıklar Tablo 15-1'de gösterilmiştir.
3. Yaşa Göre: Yaş ilerledikçe, genellikle fiziksel etkinliklerde azalma ve şişmanlama eğilimi görülür. Bunun için, enerji ihtiyacı 40 yaşından sonra genellikle azalmaya başlar. Etkinliklerde, dolayısıyla enerji harcamasında azalma derecesini saptamak zordur. Hafif ve orta dereceli işlerde çalışan erkeklerin fiziksel etkinliklerinde 20-45 yaşlarında önemli değişiklik görülmediği, toplam enerji ihtiyacı 45-75 yaşlarında günde 200 kal. (0.83 MJ), 75 yaşından sonra da 500 kal.
(0.83 MJ), 75 yaşından sonra da 500 kal. (2.0 MJ) azalma olduğu bulunmuştur. Fiziksel etkinliklerde genellikle azalma olduğu varsayılarak alınan günlük enerjiden önceki yıllara göre, 40-49 yaşlarında % 5, 50 yaşından sonraki her 10 yıl için % 10 indirim yapılması önerilmektedir .Fiziksel çalışması fazla değişmeyenlerde indirim daha az, etkinliği çok azalanlarda ise daha çok indirim yapılması gerekir.
4. Çevre Sıcaklığı: Giyinme ve ısıtma sistemi ile soğuktan korunulur. Sıcak ve soğukta uzun süre kalanların enerji harcaması değişir. Soğuk çevrede yaşayanların enerji ihtiyacı sıcak çevredekilere göre artar. Kışlık giyeceklerin ağırlığını taşımanın, enerji harcamasını % 2-5 kadar artırabileceği bildirilmektedir. Giysiler yetersizse, vücut serinler, bu metabolizmayı hızlandırır ve enerji harcamasını artırır. Çevre sıcaklığının 10-14°C altına her 10°G düşüşünde, enerji, ihtiyacının % 5-10 arasında arttığı ileri sürülmektedir.
Çevre sıcaklığı yükseldikçe, fiziksel etkinliklerde genellikle azalma eğilimi olduğundan, enerji ihtiyacı azalabilir. Çevre sıcaklığının 20-30°C arasında olması, enerji harcamasında önemli değişiklik yapmaz. Yüksek çevre sıcaklığında, özellikle 37°C ve üzerinde vücut sıcaklığında ve metabolizmada yükselme-olur. Bu da enerji ihtiyacım artırır. Fiziksel etkinliği azalmayan, günlük enerji harcaması 3000 kal. ve üzerinde olan bireyin enerji ihtiyacının; çevre sıcaklığa 30°G üzerine her 1°C yükseldiğinde, % 0,5 arttığı bildirilmiştir.
5. Gebe ve Emziklilerin Enerji İhtiyacı: Gebelikte annelik dokuları ver yavrunun büyümesi; emziklilikte ise süt üretimi için enerji harcaması artar. Gebelik süresinde, diyetin enerji değeri, ayda ortalama 1 kg. artacak şekilde ayarlanır. Bu artış ilk aylarda az, son aylarda daha çok olduğundan, gebelik için 150-200 kal. (0,6 - 0,8 MJ) ek yapılması yeterlidir. Arzu edilen ağırlıkta olan ve normal miktarda süt üreten emzikli kadınlar için ise 800 kalori (3,3 MJ) dolayında-ek yapılması önerilmektedir.
Gebe ve emzikli kadımn çalışma durumuna, şişman, zayıf ve normal kiloda olmasına ve süt üretimine göre ek yapılacak enerji miktarında değişiklik yapılır.^ Gebe ve emziklilerin enerji ihtiyaa Bölüm ll'de incelenmiştir.
6. Büyüme Çağında Enerji İhtiyacı: Büyüme için enerji Harcandığından,, büyümenin en hızlı olduğu yaşlarda, vücut ağırlığının kilosu başına enerji ihtiyaa da en yüksek düzeydedir. Bebekleria enerji ihtiyacı ilk aylarda kilo başına 120 kalori (0,50 MJ) iken, bir yaşında kilo başına 105 kaloriye (0.44 MJ) düşer;, yaşı ilerledikçe büyüme yavaşlar ve buna bağlı olarak da enerji harcaması azalır. «'Bebek ve çocukların enerji ihtivacı Bölüm 12'de açıklanmıştır.
Enerji İhtiyacının Karşılanması
Enerji ihtiyacı karbonhidrat, yağ ve proteinlerle karşılanır. Normal durumdaki bireylerin günlük enerji ihtiyacının % 50-65'i karbonhidratlardan, % 25-35'i yağlardan, % 10-15'i de proteinlerden sağlanabilir. İhtiyacın bu besin öğelerinin kaynaklarmdan dengeli olarak karşılanması iyi beslenmede çok önemlidir. Karbonhidrat, yağ ve protein ihtiyacının karşılanmasında dikkat edilmesi gereken esaslar, Bölüm 2,3 ve 4'te açıklanmıştır. Bu bölümlerdeki esaslar enerji ihtiyacının karşılanmasında da geçerlidir.
Vücut için zararlı olmakla birlikte alkol de enerji verir. Alkolün 1 gramı vücuda ortalama 7.0 kalori sağlar. Sağlığa çok çeşitli yönlerden zararlı olduğundan alkol alınmamalıdır. Alınması önlenemiyorsa, zararını azaltmak için, alkolden gelen enerji, günlük enerji ihtiyacının '% 10'unu kesinlikle geçmemelidir.
Yeterli ve dengeli beslenmek için enerji ihtiyacının karbonhidrat, yağ ve proteinlerden, bunların değişik kaynaklarından dengeli olarak karşılanması gerekir. Enerji ihtiyacı, miktar olarak bu üç besin öğesinden dengeli olarak karşı-lansa; ancak üçünün de kaynağından ayn ayrı dengeli karşılanmazsa, öteki besin öğelerinin yetersizliği görülür ve iyi beslenilemez. 1974 yılında yapılan Beslenme, Sağlık ve Gıda Tüketimi Araştırma sonuçlarına göre, ulusal düzeyde, günlük enerjinin % 64.44'ü karbonhidratlardan, % 11.87'si proteinlerden,. % 23.69'u da yağlardan karşılanmaktadır. İlk bakışta, üç besin öğesinden karşılanan oranlar dengeli gibi görülmektedir. Oysa, karbonhidratlı besinler vs pro-lein kaynakları çok dengesiz bulunmuştur. Ulusal düzeyde günlük enerjinin % 58 kadarı yalnız tahıldan; yalnız % 3'ü hayvansal proteinlerden sağlanmaktadır. Günlük enerjinin % 44"ü ekmekten gelmektedir. Bu sonuçlar, üç besin öğesinin kaynaklarmdan yeterince ve dengeli olarak yararlanılamadığını, halkın temel besinini tahılların, özellikle ekmeğin oluşturduğunu göstermektedir. Bu dengesizlik, çeşitli beslenme yetersizliklerine yol açmaktadır. Enerjinin, daha çok tahıllarla ve saflaştırılmış besinlerden alınması gibi uygulamalardan kaçınmak, kalitesi yüksek besinlerin tüketimine yönelmek gerekmektedir.
Ülkemizde, dengesiz enerji tüketimi de bir sorun olarak görülmektedir. Aşın enerji tüketenler ile yetersiz enerji tüketenlerin oranlan oldukça yüksek bulunmuştur. Bu nedenle, ülkemizde şişmanlık ve zayıflık yaygın olarak görülmektedir.
Şişmanlık, harcanandan çok enerji alınması; zayıflık ise harcanandan az enerji alınması sonucu oluşur. Şişman ve zayıf kimseler hastalıklara kolay yakalanırlar, hastalanınca iyileşmeleri uzun sürer, çalışmaları verimsiz olur. O nedenle, enerji ihtiyacmm dengeli olarak karşılanması, boya göre arzu edilen ağırlığın altına düşülmemesi ve üstüne çıkılmaması gerekir. Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıklar Tablo 15-1'de verilmiştir.
Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıkta olmak, harcanan miktarda enerji alındığının, dolayısıyla enerji dengesinin göstergesidir. Şişman kimseler, harcadıklarından daha az enerji alırlarsa, enerji açığı, vücutta yağ dokularının yıkımıyla karşılanacağından zayıflar. Zayıflar da, harcadıklarından çok enerji alırlarsa, normal kiloya çıkarlar. Kısa sürede zyıflamaya veya şişmanlamaya çalışmak sakıncalıdır. Bunun beslenme ilkelerine uygun olarak yapılması zorunludur .Şişmanlık ve zayıflık konusu Bölüm 15-2 ve 3'te incelenmiştir
Bazal Metabolizma
Yaşamın sürdürülmesi için hücrede oluşan tüm kimyasal değişikliklere "metabolizma*' denir. Metabolizma hücrede tüm yapım ve yıkım olaylarını kapsar. Dinlenmede (dış çalışma olmadığı zaman), hücre çalışması ve vücut sıcaklığının korunması için enerji harcanır. Tam dinlenme durumunda, organların çalışması, ■vücut sıcaklığının korunması gibi yaşamın sürdürülmesi için zorunlu enerji harcamasına "bazal metabolizma" denir.
Bazal metabolizma, bilinç dışı vücut çalışmaları için ya da yalnız yaşamın •sürdürülmesi için gerekli olan en az enerjidir. Bunun için, bireyin bazal metabolizması; normal oda sıcaklığında hafif giyimli olarak sırt üstü yatmış ve uyanıkken; sindirim yönünden dinlenme durumunda (yemekten 12-14 saat sonra); korku, coşku ve dış etkilerden uzak olarak tam dinlenme durumunda ölçülür. Böylece bireyin bazal metabolizma hızı bulunur. Bazal metabolizma hızı (BHM = BMR), bireyin, saatte vücut yüzeyinin metre karesi başına harcadığı enerji miktarıdır. Bu, kısaca kalori/m2/saat olarak gösterilir. Örneğin, genç erkeklerin ba--zal metabolizma hızı (BMH) 40/kal/m2/saat; genç kadınların ise 36 kal./m2/saat -olarak bulunmuştur.
Bazal metabolizma hızı ve vücut alanı yaşama cinsiyete ve boy uzunluğu gibi özelliklere göre değişir. Her insanın Bu,vücut alanının ölçülmesi olanaksızdır. Bunun için, araştırmalar sonucunda, uygulama kolaylığı sağlamak üzere tablolar ve cetveller geliştirilmiştir. Boy ve ağırlığa en yakın değerlerin, boyuna ve enine kesiştiği noktadaki rakam vücut alanını gösterir. Örneğin, 55 kg. ağırlığında ve 165 cm. boyunda bir insanın vücut yüzölçümü 1.60m2'dir
Vücut alanını belirlemede, geliştirilmiş özel bir cetvelden de yararlanılır.
Besinlerin çeşidine göre, içerdikleri yağ, karbonhidrat ve protein miktarları farklılık gösterir. Bunun için, besinlerin enerji değeri, bileşimindeki besin öğelerinin çeşit ve miktarlarına göre değişir. Besinlerin verdiği enerji miktarı "bomba kalorimetre" denilen bir araçla ölçülür. Aracın özel yerine besin konur ve yakılır. Yakılan besinden üretilen ısı araçtaki suyu ısıtır. Isınan suyun sıcaklığı araçtaki termometre ile ölçülür.
Kalorimetrede yakıldığında, 1 gr. yağ 9,45, karbonhidrat 4.1 - 4.2, protein ise 5.65 kalori verir. Bu besin öğeleri vücutta, kalorimetrede verdiğinden daha az enerji verir. Bunun nedeni, besinin kalorimetrede kayıp vermeden tamamen, yanması; vücutta ise kayıplar olmasıdır. Vücuda alınan besin öğelerinin çok azı sindirilemez ve emilemez. Ortalama olarak proteinlerin % 92'si, yağların % 95'i,, karbonhidratların % 97'si sindirilerek emilebilir. Kalanı ise dışkıyla atılır. Hücrelerde, karbonhidratlar ve yağlar karbondioksit ve suya okside olur, oysa proteinler ve öteki azotlu maddelerden üre, ürik asit ve kreatinin oluşur. Bunlar vücutta yanmaz ve idrarla atılır. Oysa, kalorimetrede biı kayıplar olmaz. Sindirim,emilim, dışkı ve idrarla olan kayıplar dikkate alınarak, kalorimetrede bulunan enerji değerlerinde indirim yapılarak düzeltilir. Düzeltilerek bulunan değerler, besin öğelerinin vücutta verdikleri esas enerji miktarıdır. Buna besin öğelerinin "fizyolojik enerji değeri" denir. Enerji veren maddelerin birer gramlarının oksitlenince vücuda sağladığı ortalama enerji miktarı şöyledir:
Protein : 4.0 kal. = 16.8 Kj. = 0.0168 Mj.
Karbonhidrat : 4.0 kal. = 16.8 Kj. = 0.0168 Mj,
Yağ ;.9.0 kal. = 37.8 Kj. = 0,0378 Mj.
Alkol : 7.1 kal. = 29.8 Kj. = 0,0298 Mj.
Besinlerdeki karbonhidrat, yağ ve protein miktarları laboratuvarlarda özel yöntemlerle bulunur. Bulunan miktarlar enerji değerleriyle çarpılarak, belirli miktardaki besinin vereceği ortalama enerji miktarı hesaplanabilir. Sık tüketilen besinlerin 100 gramlarının ortalama enerji, karbonhidrat, protein ve yağ miktarları . Besinin içerdiği yağ, protein ve karbonhidrat miktarı bilinirse, herbiri verdiği enerji miktarı ile çarpılıp, toplanırsa enerji değeri bulunur.
Beslenme biliminde ısı enerjisi birimi olarak kilokalori, kilojul ya da megajül kullanılır.
Bir kilokalori: 15°C'deki bir litre damıtık suyun sıcaklığını 16°C'ye çıkarmak için harcanan ısı enerjisi miktarıdır. Kilo kalori "kg. kalori" "k. kal."
ya da yalnız "kal." diye kısaltılarak da gösterilir. Bir kilokalori, "+ 4°C'deki bir litre damıtık suyun sıcaklığım 1°C yükselten ısı enerjisi miktarı" olarak da tanımlanabilir. Bir kilokalori 1000 küçük kaloridir.
Beslenmede, geleneksel olarak kullanılan ısı enerjisi birimi kalori yerine,, uluslararası bir kararla, jül kullanılması uygun bulunmuştur. Bir jül: Bir kilogramlık ağırlığın bir newtonluk kuvvetle bir metre taşınması için harcanan enerji miktarıdır. Kısaca kilojul "KJ", megajul ise "MJ" olarak gösterilir.
1000 Jül = 1 kilojul (KJ)
1000 KJ = 1 megajül (MJ)
Kalorinin jül'e çevrilmesi şöyledir:
1 kg. kalori = 4184 jül = 4,184 kilojul (KJ) = 0,004184 megajül (MJ).
Genellikle kilokaloriyi kilojul'e çevirmek için, kilokalori olarak verilen değer 4,18 ile ya da kısaca 4,2 sayısıyla çarpılır.
Yeterli ve dengeli beslenmenin temel ilkelerinden biri vücudun enerji gereksinmesinin karşılanmasıdır. Büyüme, organların çalışması, vücut sıcaklığının korunması ve fiziksel etkinlikler enerji gerektirir. Bunlar için harcanan enerji, besinlerdeki yağ, karbonhidrat ve proteinlerle sağlamr.
Besin öğelerinde saklı olan enerjinin kaynağı güneştir. Bilindiği gibi, doğada enerji kaybolmaz, sürekli şekil değiştirir. İnsanlar ve hayvanlar güneş enerjisinden yararlanarak besin yapamazlar; oysa, bitkiler güneş enerjisi kullanarak, karbondioksit, su ve azotlu maddelerden besin öğelerini sentezler. Böylece, gü-aeş enerjisi; karbonhidrat, yağ ve proteinlerde kimyasal enerjiye çevrilerek depolanır. Bu büyük moleküllerin kimyasal bağlarında saklı olan enerji, enzimler aracılığı ile kimyasal bağların koparılması sonucu serbest duruma geçer.
Besinlerle vücuda alınan karbonhidrat, yağ ve proteinler sindirildikten sonra emilir. Kan yoluyla hücrelere taşman bu besin öğeleri,' ilgili bölümlerde açıklandığı gibi, tepkimelerle moleküller küçülür ve parçalanır, kimyasal bağlar kopar ve saklı enerji açığa çıkar. Moleküllerin parçalanmasıyla ortaya çıkan hidrojenler, kanla hücrelere taşınmış oksijene iletilerek su; moleküllerin ayrışması sonucu da karbondioksit oluşur. Metabolizma ürünü olarak oluşan su vücut sıvılarına karışır. Karbondioksit kana geçer ve akciğere taşınarak vücuttan atılır. Amino asit ve nükleik asitlerin yıkımı sonucu, su ve karbondioksitten başka üre ve ürik asit gibi azotlu maddeler de oluşur. Bu maddeler de hücreden kana ge-jçer, kan yoluyla böbreklere gelerek süzülür ve idrarla atılır. Moleküllerin parçalanmasıyla serbest duruma geçen enerji yaşamın sürdürülmesi ve fiziksel hareketler için kullanılır.
Başlıca Enzim Çeşitleri
Enzimlerin çoğu hücre içinde oluşarak orada etkinlik gösterir (intraselluler enzim). Bazı enzimler ise oluştuğu yerden başka yerde görev yapar (ekstraselluler enzim).
Enzimler, genellikle tepkimeye giren maddenin ya da tepkime çeşidinin adının sonuna veya bunların karışımı olan bir sözcüğün sonuna "az" eki getirilerek isimlendirilir. Örneğin, laktozun sindirimine aracılık eden enzime "laktaz", transaminasyon olayına aracılık eden enzimlere "transaminazlar" denir. Bu kurala uymayan isimlendirmeler de vardır. Örneğin, pepsin, tripsin gibi enzimler, ilk bulundukları zaman verildikleri isimlerle anılırlar.
Aracılık yaptıkları tepkimelere göre başlıca enzim çeşitleri şunlardır:
A. Osidasyon - Redüksiyon Tepkimelerini Düzenleyen Enzimler
Bu gruptaki enzimler, tepkimeye giren maddeden elektron ve hidrojen atomlarım alarak başka maddelere taşırlar. Tepkimedeki maddeden biri oksitlenirken öteki madde redüklenir (indirgenir). Oksitlenme, moleküle oksijen eklenmekle, molekülden hidrojen ayrılmakla ve artı değerin artmasıyla olur. Redük-lenme ise bunların aksidir.
Hidrojen aktaran ve taşıyan enzimlere "dehidrogenaz" denir. Bunların ba-bazılan hidrojeni oksijene aktarırlar. Dehidrogenaz enzimlerinin yardımcı enzimlerini riboflavin ve niasin gibi vitaminler oluşturur. Oksidazlar, peroksidazlar gibi çeşitli enzimler de bu grupta yer alır.
B. Kimyasal Grubu Aktaranlar (Transferazlar)
Transferazlar, bir moleküldeki bir grubun (hidrojen ve elektron dışında) başka bir maddeye geçmesine aracılık yapan enzimlerdir. Çeşitli kimyasal grupların aktarılmasında görev alan bu enzimlere B grubu vitaminlerinin koenzim-leri yardımcıdır. Bu sınıfta yer alan enzim gruplarının başlıcalan şunlardır:
1. Transaminazlar: Bu enzimler, amino asitlerden amino grubunu alarak keto aside aktarılmasına aracılık ederler. Elzem olmayan amino asitlerin yapımı, genellikle transaminasyon olayıyla olur. Transaminaz enzimlerinin yardımcı enzimini Be vitamini oluşturur.
2. Hidroksilaziar: Bir moleküle hidroksil (— OH) eklenmesine aracılık yapan enzimlerdir.
3. Karboksilazlar: Bir moleküle CO2 eklenmesi ile ilgili tepkimelerde aracılık ederler.
4. Dekarboksilazlar: Bir molekülden CO2 ayrılması ile ilgili tepkimelerde aracılık eden enzimlerdir.
C. Hidrolazlar
Hidrolazlar, kopması gereken kimyasal bağa su eklenerek ya da bir grubu suya çevirerek bir maddenin hidrolizine aracılık eden enzimlerdir. Hidrolaz enzimlerinin aracılığı ile büyük moleküller hidroliz olarak kolay kullanılabilecek duruma gelirler. Özellikle besin öğelerinin sindiriminde bu gruptaki enzimler aracılık ederler. Bu grupta yer alan enzim gruplarının en önemlileri şunlardır:
1. Karbonhidrattan hidrolize edenler (Glikolitik enzimler): Bunların baş-lıcalan, amilaz, laktaz, maltaz ve sükrazdır.
2. Proteinleri hidrolize edenler (Proteolitik enzimler): En önemlileri, pepsin, tripsin, kimotripsin, rennin ve peptidazlardır (Bölüm 4-2-1'e bakınız).
3. Esterazlar: Asit ve alkollerin tepkimesi sonucu oluşmuş. ester bağlarını hidrolize eden enzimlerdir. Bunların başlıcaları şunlardır:
a. Lipitleri hidrolize edenler (Lipolitik enzimler): Lipazlar, kolesterol es-teraz, kolin esteraz gibi lipit ve türevlerini hidrolize eden enzimlerdir.
b. Fosfatazlar: Fosforik asit esterlerim hidrolize eden enzimlerdir. Fosfo-proteinler, fçsfolipit ve nüleotitler bu gruptaki enzimlerle hidrolize edilirler
ENZİMLER VE HORMONLAR
ENZİMLER VE METABOLİZMA
Enzimler, vücut çalışması ile ilgili kimyasal tepkimelere aracılık (kata-lizörlük) yapan protein yapısında maddelerdir. Bu maddeler, kimyasal tepkimelerin -hızım artırır ve sürmesini sağlar. Besin öğeleri vücutta enzimlerin yardımıyla kullanılır ve tepkimeler sonucu vücut yapısına dönüşür. Yaşamsal olayların tümü enzim gerektirir. .
Enzimler, nükleik asitlerden DNA denetiminde sentezlenir. DNA yapısındaki küçük bir değişme nedeniyle, bazı enzimler hiç sentezlenemez veya bozuk sentezlenir. Bozuk sentezlenen enzim ise etkinlik gösteremez. Kalıtsal olan bozukluk sebebiyle bir enzimin yapılmayışı veya etkinlik göstermeyişi vücutta hasT talığa yol açar. Bu durumda o enzimin aracılık edeceği tepkime bozulur ya da durur. Sonuçta, o tepkimeyle değişecek madde kullanılamaz, o maddeden yapılacak maddeler oluşamaz, tepkime farklı şekilde işleyerek başka maddeler sentezlenir ve birikir. Biriken, kullanılmayan maddeler ve gerekli maddelerin yapılmayışı, vücut çalışmasında bozukluklar yapar.
Enzimler olmazsa, vücut canlılığını sürdüremez. Hücrelerde, dolayısıyla vücutta sürekli çok çeşitli kimyasal değişme olur; sağlık için, bunların yaşamla bağdaşır hızda olması gerekir. Kimyasal tepkimelerin normal ve belirli hızda sürmesinde her tepkime için ayrı enzim görev alır.
Enzimler çok az miktarlarda büyük etkinlik gösterirler. Örneğin, bir gram pepsin enzimi 50 kg. pişmiş yumurtayı iki saatte sindirebilir. Vücut çalışmasında, enzimler işbirliği içinde takım olarak görev yaparlar. Birinin başlattığı tepkimeyi ötekiler tamamlar. Metabolik olayların yaşamla bağdaşır hızda ve dengede olmasında düzenli bir örgüt gibi görev yaparlar.
Etkin durumdaki enzimde, genellikle, yapı ve görev yönünden farklı olan "apoenzim" ve "koenzim" denilen iki ayrı grup bulunur.
Apoenzim: Enzimin özgüllüğünü sağlayan kısımdır. Protein yapısındadır. Taşıyıcı rolü vardır. Enzim çeşidine göre, yapı ve özelliği değişir. Enzimlerin çoğu koenzimleriyle birlikte etkinlik gösterir.
2. Koenzim (Prostetik grup, yardımcı enzim, CoE): Enzimin yardımcı ve etkin kısmıdır. Tek başına etkisizdir. Apoenzimle etkinlik gösterir. En önemli yardımcı enzimler, B grubu vitaminlerinin oluşturduklarıdır. Koenzimlerin çoğu birden çok enzime yardımcıdır.
Bazı enzimler oluştuklarında etkisizdirler. Oluştuğunda etkinliği olmayan enzimler (zimojen) başka enzimlerin veya maddelerin yardımıyla etkinlik kaza-.nırlar; Örneğin, pepsin mide hücreleri tarafından pepsinojen denilen etkisiz şekilde salgılanır, sonra hidroklorik asit pepsinojeni etkin pepsine dönüştürür.
Enzimler etkileriyle özgüldürler. Her enzim belirli bir moleküle etkili, ötekilere etkisizdir. Bazı enzimler ise, benzer yapı ve özellikteki bir grup moleküllere etkilidirler. Belli bir anahtarın ancak belli bir kilidi açması gibi, enzimlerin de kimyasal tepkimeye girecek maddeye uyması gerekir.
Enzim, Koenzim ve Tepkimeye Giren Maddenin İlişkisi. Tepkimenin Yürümesi ve Yeni Ürün Oluşması için Enzim, Koenzim ve Tepkimeye Giren Maddenin Birbirine uyması Gerekir.
Vücut çalışmasında, kimyasal tepkimeler, genellikle birbirini tamamlayıcı, sürekli, karmaşık fakat düzenli ortak bir metabolik sistem oluştururlar. Bu sistemin bir noktasındaki enzim görevini yerine getiremezse, metabolik düzen bozulur.
Enzimlerin Etkinliği
Enzimlerin etkinliğini, dolayısıyle kimyasal tepkimenin hızını artıran veya azaltan etmenlerin başlıcaları şunlardır:
1. Enzim Miktarı: Genellikle ortamdaki enzim miktarı çoğaldıkça, tepkimenin hızı da artar. Bu kural tepkime sonucu oluşan ürün arttığında, geçerli değildir.
2. Tepkimeye Giren Madde (Substrat) Miktarı: Belirli miktardaki enzimin etkinliği, tepkimeye giren madde miktarı belirli bir düzeye ulaşıncaya kadar artar. Enzim miktarına göre, tepkimeye giren madde miktarı az ya da çok olursa, tepkimenin hızı buna göre düşer.
3. Tepkimede Oluşan Ürün Miktarı: Tepkime sonucu oluşan ürün çoğaldıkça, tepkime hızı düşer. Oluşan ürün çoğaldıkça, enzimin etkinliği engellenir ve tepkime hızı azalır.
4. Isı: Enzimlerin en etkili olduğu sıcaklık derecesi 20° - 50 °C arasıdır. Enzimlerin etkinliği, 20°C üzerinde 50°C'ye kadar, her 10°C lik artışta 2-3 kat artabilir, 20°C'nin altına düştükçe ise azalır, donma derecesinde durur. 50°C'nin üzerine çıktıkça enzim etkinliği azalmaya başlar. 70° - 80° C üzerinde ise, protein molekülünde değişme olur ve proteinin enzim etkinliği kalmaz.
5. pH: Her enzimin en etkili olduğu pH derecesi değişiktir. Bir enzimin en etkili olduğu pH derecesi düştükçe veya yükseldikçe, enzimin etkinliği azalır ve durur. pH derecesi, ortamın asittik ve bazlık derecesini ifade eder ve 0-14 arasında değişir. Değer ne kadar küçükse, ortam o derece asit, değer 14'e ne kadar yakınsa ortam o derecede alkalidir. pH = 7 ise nötürdür 7-1-4'e
6. Tepkime Süresi: Tepkimenin yürümesi ve tamamlanması için belirli bir süre gerekir. Uygun ortamda, enzimle tepkimeye giren madde yeterli süre birlikte bulunmazsa, enzim etkinliği azalır.
7. Mineral İyonları: Kobalt, çinko, magnezyum gibi çeşitli mineral iyonları bazı enzimlerin etkinliğini artırır.
8. Enzim Etkinliğini Engelleyiciler (İnhibitörler): Çeşitli maddeler enzimlerin etkinliğini azaltır veya durdurur. Bunlara, "engelleyici" (inhibitör' veya inhibe edici) madde denir. Bazı engelleyiciler, enzimle birlikte tepkimeye girecek maddeye bağlanmak için yarışa girer. Bu durumda enzim etkinlik gösteremez. Bazı engelleyiciler de enzimin etkin yerine girerek enzimin etkinliğini durdurur. Çeşitli zehirli maddeler, vücutta çeşitli enzimlerin etkinliklerini engeller ve yaşamsal olayları bozarak öldürücü etki gösterir.
Bazı besinlerde de, çeşitli enzimlerin etkinliğini azaltan veya durduran maddeler bulunur. Örneğin, kuru baklagillerde tripsin enziminin etkinliğini azaltan bir madde bulunur. Buna tripsin inhibitörü" denir. Kuru baklagiller pişirilince tripsin inhibitörü etkisini yitirir ve proteinin sindirimi de kolaylaşır
PROTEİN KAYNAKLARI VE KALİTESİ
Hücrenin temel yapısını protein oluşturduğuna göre, nişasta, yağ ve şeker gibi arıtılmış olanların dışındaki hayvansal ve bitkisel besinlerde protein bulunur. Besinin türüne göre içerdiği protein miktarı, proteinin çeşidi ve bundan vücudun yararlanma derecesi değişir.
Çeşitli besinlerin 100 gramlarındaki ortalama protein miktarı Tablo 4-3'te verilmiştir. Yumurta, etler, su ürünleri, süt ve süt ürünleri gibi besinler proteinin en iyi kaynaklarıdır. Soya fasulyesi başta olmak üzere fasulye, nohut, mercimek, bezelye, bakla gibi kuru baklagiller ve yağlı tohumlar da proteince zengindir. Buğday, pirinç, mısır gibi tahıllar ve bunlardan yapılan yiyecekler iyi protein kaynağı sayılmaz. Taze sebze ve meyvelerde ise çok az protein bulunur.
Çeşitli Besinlerin 100 Gramlanndaki Ortalama Protein Miktarı
Protein Protein
BESİN Gr. BESİN Gr.
Yumurta 12.8 Susam 20.0
Dana eti 18.7 Yer fıstığı 25.5
Tavuk eti 19.0 Ceviz 15.0
Koyun 17.0 Fındık 12.6
Balık 19.0 Buğday 11.5
Karaciğer 20. □ Pirinç 7.1
Böbrek 16.0 Mısır 9.4
İnek sütü 3.5 Ekmek 7.8
Beyaz peynir (yağlı) 22.5 Makarna 11.0
Beyaz peynir (yağsız) 19.0 Patates 1.8
Çökelek (taze) 35.0 İspanak 2.8
Çökelek (kuru) 54.0 Taze fasulye 2.0
Kaşar peyniri 31.0 Lahana, pırasa .marul 1.7
Soya fasulyesi 35.0 Taze sebzelerin çoğu 0.5-1.5
Nohut 19.2 Muz , 1.2
Mercimek 23.7 İncir 1-4
Fasulye 22.6 Taze meyvelerin çoğu 0.2-0.8
Kalitesi
Proteinin kaynağına ve türüne göre, vücutta kullanılma durumları farklıdır. Proteinden vücudun yararlanma derecesi "proteinlerin kalitesi" diye ifade edilir. Protein kalitesi, proteinin bileşimindeki arnino asitlerin çeşit ve miktarına; sindirim ve emilme durumuna; sonuçta vücut proteinlerine dönüşme derecesine göre değişir. Proteinin kalitesi, vücudun bundan yararlanma ya da vücut proteinlerine çevrilme derecesini gösterir.
Elzem amino asitleri yeterli ve dengeli olan; sindirim ve emilmelerinde kayba uğramayan ve vücut proteinlerine kolay dönüşebilen proteinlerin kalitesi yüksektir. Kayıp vermeden kullanılarak vücut proteinini çevrilen proteine "örnek protein" denir. Bebekler için örnek protein, özellikle ilk altı ayda, anne sütü proteinleridir. Bebeklik döneminden sonra, örnek protein, yumurta proteinidir. Yumurta proteinin kalitesi % 100 kabul edilir. Bu, yumurta proteinin elzem amino asit örüntüsünün uygun olduğunu, sindirim ve emilimde kayba uğramadığını ve tamamen vücut proteinine çevrildiğini gösterir.
Her çeşit et, su ürünleri, süt ve ürünleri de en iyi protein kaynaklarıdır. Yapılarındaki proteinler de vücutta tama yakın kullanılırlar, vücut proteinlerine çevrilme oram % 75-80 dolayındadır. Bu besinlerdeki proteinlere "iyi kaliteli protein" denir.
Hayvansal proteinlere göre, bitkisel proteinlerden vücudun yararlanma derecesi düşüktür. Vücutta kullanılmaları yeterli olmadığından, bitkisel proteinlere "düşük kaliteli protein" denir. Bunlardan vücudun yararlanma oram °/o 75'in altındadır. Bazı besinlerin proteinlerinin kalite değerleri Tablo 4-4'te verilmiştir. Bitkisel proteinlerin kalitesinin düşük oluş sebeplerinden biri, elzem amino asit örüntüsünün uygun olmayışı; öteki ise sindirimlerinin yetersizliğidir. Hayvansal proteinlerin °/o 95-98 gibi büyük bir kısmı sindirilebilir. Oysa, tahıl proteinlerinin % 78-85'i, kuru baklagil proteinlerinin ise % 78 kadarı sindirilebilir.
Bazı Besin Proteinlerinin Ortalama Kalite Derecesi İle Sınırlı Olan Elzem: Amino Asitleri
Sınırlı Elzem Kalite
Besin Amino Asit
Yumurta Sığır Eti İnek Sütü Balık Patates Pirinç Buğday Mısır
— 100
S.a.a 80
S.a.a 75
Triptofan 75 -83
S.a.a 70-71
Lizin 67-75
Lizin 50 -52
Triptofan 45-56
Sınırlı Elzem Amino Asitler: Bazı proteinlerin kalitesinin düşük olmasının en önemli sebeplerinden biri, elzem amino asitlerin yetersiz ve dengesizliğidir. Bir proteinde bazı elzem amino asitlerin miktarı örnek proteindekine göre düşükse, o proteinden vücudun yararlanma derecesi de düşer. Proteinde yetersiz olan, vücudun proteinden en üst düzeyde yararlanmasını engelleyen ve azaltan elzem amino aside "sınırlı elzem amino asit" denir. Sınırlı elzem amino asitler; o proteinde 3'eterli miktarda bulunan öteki amino asitlerin de vücut proteinlerinin sentezinde kullanılmasını azaltır, sınırlandırır. Yeterli miktarda olan amino asitlerin vücut proteinlerine çevrilme oranı sınırlı elzem asit düzeyine göre olur; yeterli olan amino asitlerin bir kısmı ise kullanılamaz. Sınırlı olan elzem asitler, başka bir besinle aynı ya da yakın zamanda alınarak proteindeki amino asit yetersizliği giderilirse, o proteinlerden vücudun yararlanma derecesi yükselir, kalitesi düzelir. Yetersiz olan amino asitler, kan dolaşımında en geç 4-6 saat içinde sağlanmazsa, bir yarar getirmez. Tablo 4-5'de, çeşitli besin proteinlerinde, 1 gr. azot başına düşen elzem amino asitlerin miktarı gösterilmiştir.
Örnek proteine göre, bir proteinde en yetersiz düzeyde olan elzem amino aside "birinci derecede sınırlı elzem amino asit" denir. Yetersizlik derecesine göre, ikinci, üçüncü derecede sınırlı elzm amino asit diye ifade edilir. Çeşitli proteinlerde en yetersiz (birinci derecede sınırlı) elzem amino' asitler: Tahılda iizin; mısırda triptofan; kuru baklagillerde kükürtlü amino asitler (S.a.a) Tahılda teronin, mısırda lizin de ikinci dereceli sınırlı elzem amino asitlerdir.
Bir proteinde yetersiz olan (sınırlı olan) elzem amino asit başka bir proteinde fazla olabilir. Bir proteinde yetersiz ve fazla olan elzem amino asitler başka proteindeki fazla ve yetersiz elzem amino asitlerle dengelenebilir. Uygun iki veya daha çok besin birlikte veya karıştırılarak alınırsa, amino asitler dengelenir, tek başına yenmelerine göre de protein kalitesi yükselir. Örneğin, tahıl süt ve ürünleriyle, tahıl kuru baklagillerle karıştırılarak pişirilir ve yenirse, tahıl ve kuru baklagillerin protein kalitesinde düzelme olur. Gelir düzeyi düşük olan ve-yeterli hayvansal besin satın alamayan kimselerin bitkisel besinlerden uygun olanlarını karıştırarak; alınabilen hayvansal besinleri bitkisel olanlara ekleyerek veya aynı öğünde yemeleri, protein kalitesi yönünden daha yararlıdır.
Protein kalitesini düzeltmek ve bazı besinlerdeki protein miktarım artırmak veya ikisini bir arada yapmak üzere çalışmalar sürdürülmektedir. Örneğin, buğday ununa lizin eklenerek buğday proteininin kalitesi yükseltilmektedir. Tahıl gibi çeşitli bitkisel besinlere, balık unu, soya ve başka kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve çeşitli hayvansal besinler eklenerek hem protein miktarı arttırılmakta hem de protein kalitesi yükseltilmektedir.
Protein Kalitesini Etkileyen Etmenler
Bireyin beslenme durumu, besinlere uygulanan işlemler gibi çeşitli etkenler proteinlerden vücudun yararlanma derecesini etkiler:
1. Enerji İhtiyacının Karşılanması: Proteinlerin vücutta esas görevlerini yapabilmesi, enerji ihtiyacının karşılanmasına bağlıdır. Alınan proteinin kalitesi yüksek olsa bile, enerji ihtiyacı karşılanmazsa, protein enerji açığını kapatmak için kullanılır ve esas görevini yapamaz. Proteinlerin görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmesi için, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin dengeli alınması ve enerji ihtiyacının karşılanması gerekir.
2. Isı Etkisi: Yüksek ısı, proteinleri olumlu ve olumsuz şekilde etkiler.
a. Yararlı etkisi: Soya fasulyesinde daha fazla olmak üzere kuru baklagillerde, protein sindirimi zorlaştırarak azaltan antiiriptik etmen (tripsin inhibi-törü) denilen bir madde bulunur. Yüksek ısida antitriptik etmenin yapısı bozuluıv etkinliği azalır ya da kalmaz. Bu nedenle, pişirilmiş baklagilin proteini daha kolay sindirilir ve kalitesi yükselir.
b. Zararlı etkisi: Yüksek ısının proteinlere zararlı etkisi değişik biçimlerde olur. Çok yüksek ısı protein molekülünde yapısal değişikliğe yol açar. Örneğin, proteinli besinler şekerlerle 100°C üzerinde ısıtılınca, amino asitlerle şeker birleşir ve yeni bir bağ oluşur. Protein sindirici enzimlerin bu bağa etkisi zorlaşır; amino asitler kolayca serbest duruma geçemez ve emilemez; vücudun yararlanma derecesi düşer. Bu sebeple, mahallebi, sütlaç gibi tatlılar pişirilirken şekerin ocaktan indirmeye yakın konması gerekir.
Yüksek ısının, lizin başta olmak üzere histidin ve sistin gibi amino asitlere zarar verdiği bulunmuştur. Ekmek yapımında lizin miktarının % 15 kadar azaldığı belirlenmiştir. Süttozu ve kek yapımında da lizin kaybı olduğu gösterilmiştir.
3. Besin Öğeleri Yetersizliği: Riboflavin, niasin, B6 vitamini, B12 vitamini gibi B grubu vitaminleriyle magnezyum yetersizliğinin protein kalitesini düşürdüğü bildirilmektedir. Yağsız diyetin ve elzem yağ asitleri yetersizliğinin de, protein sindirimini bozarak kalitesini düşürdüğü ileri sürülmektedir.
4. Besin Hazırlama ve Tüketimde Yanlış Uygulamalar: Besin hazırlarken gereksiz şekilde atılan kısımlarla, tabakta artırılan besinlerle, bozulan yiyeceklerle önemli protein ve öteki besin öğeleri kayba uğrar. Yağda kızartmalarda ve öteki yöntemlerle pişirilen yemeklerde yanmayla protein kaybı olur ve sindirim zorlaşır. Aşın baharat da sindirim kanalını zedeleyebilir. Bu ve benzeri yalmş uygulamalar, proteinlerden yararlanma derecesini azaltır.
Mayalandırmanın, proteinlerden amino asitlerin serbest duruma geçmesine yardımcı olduğu ve protein kalitesini yükselttiği bildirilmektedir. Ekmeğin mayalandırılarak yapılması, protein yönünden olduğu gibi, öteki besin öğelerinden yararlanma yönünden de daha uygundur.
Protein Kalitesini Düzeltme ve Miktarını Artırma Çalışmaları: Protein yetersizliği sorunlarını azaltmak ve kaynaklan en iyi değerlendirmek için son yıllarda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların bazılan şunlardır: (a) Buğday ununa lizin eklenmesi gibi, kalitesi düşük protein kaynaklanna sınırlı elzem amino asitler eklenerek protein kalitesi düzeltilmektedir, (b) Tahıl gibi temel besinler; balıkunu, kuru baklagil ve yağlı tohumlar kullanılarak hem protein yönünden zenginleştirilmekte, hem de protein kalitesi yükseltilmektedir, (c) Çeşitli artıklar üzerinde, protein değeri yüksek tek hücreli canlılar üretilmektedir, (d) Besin olarak kullanılmaya alışılmamış çeşitli su ürünleri ve değişik bitki yapraklan gibi kaynaklardan yararlanma yollan araştırılmaktadır, (e) Besin endüstrisi ve öteki endüstri artıkları değerlendirilerek iyi kaliteli protein kaynakları geliştirme çabaları sürdürülmektedir, (f) Bazı bitki ve hayvanların, çeşitli kalıtım özelliklerinde değişiklikler yaparak verimi artırma; proteinlerin miktarını çoğaltma ve kalitesini yükseltme gibi çalışmalar yapılmaktadır.
Protein İhtiyacı
Normal durumdaki yetişkinlerin günlük en az protein ihtiyacı zorunlu azot kaybını karşılayacak kadardır. Proteinsiz diyetle, yetişkinlerin ortalama azot kaybı, vücut ağırlığının kilosu başına erkeklerde 54 mg., kadınlarda 49 mg.'dir. Günlük azot kaybı bireysel ayrıcalıklar gösterir, belirlenen miktardan daha çok azot kaybedilebilir. Başka yollarla olabilecek kayıplar, bireysel ayrıcalıklar ve 'ölçümlerdeki yanılgı payı dikkate alınarak, günlük ortalama azot kaybı kilo başına erkekler için 91 mg. kadınlar için ise 83 mg. kabul edilmiştir. Kilo başına bu miktarlardaki azot kaybını karşılayacak kadar protein alınırsa azot dengesi sağlanır.
Proteinlerin ortalama % 16 kadarı azottur. Azot miktarı 6.25 (100/16 = 6.25) sayısı ile çarpılırsa, azotun protein karşılığı bulunur. Buna göre, yetişkinlerin günlük en az protein ihtiyacı kilo başına erkekler için 0.57 gr. (91 mg. X 6.25 = 0.57 gr./kg./gün). Kadınlar için ise 0.52 gr.'dır (83 mg. X 6.25 = 0.52 gr./ kg. / gün). Azot dengesinin kurulmasını sağlayacak bu değerler, vücutta tam olarak kullanılan örnek protein içindir. Protein ihtiyacının tamamı örnek proteinle karşılanamaz. Karışık besinlerle alınan proteinlerin kalitesi, örnek protein kalitesine göre düşüktür. Protein kalitesi düştükçe alınması gerekli miktar artar. Hayvansal proteini az, daha çok bitkisel besinlere ve tahıla dayalı diyetle alınan proteinlerin kalitesi % 60 dolayındadır. Bu proteinden gereksinimi karşılamak için, örnek protein için belirlenen miktarlardan daha çok protein alınması gerekir. Normal durumdaki yetişkinlerin günlük protein ihtiyacı, kilo başına erkekler için 0.95 gr. kadınlar için de 0.87 gramdır. Uygulama kolaylığı yönünden normal yetişkinlerin günlük protein ihtiyacı kilo başına 1.0 gr. kabul edilebilir.
Gebelik ve emziklilikte protein ihtiyacı artar. Toplam günlük ihtiyaca ek olarak, duruma göre gebelikte 10-15 gr.; süt üretimine göre, emziklilikte de 15-20 gr. kadar fazla protein alınması gerekir.
Büyüme, fazladan protein gerektirir. Büyümenin en hızlı olduğu yaşlarda, kilo başına protein ihtiyacı da yüksektir. Büyümenin en hızlı olduğu bebeklik döneminde (0-1 yaş), ilk aylarda kilo başına 2,5 - 3,5 gr. olan protein ihtiyacı, büyüme yavaşladıkça azalır ve 10 - 12 ayda kilo başına 1,5 - 2,5 grama düşer. Bebek, çocuk, gebe ve emziklilerin protein ihtiyacı.
Protein İhtiyacını Artıran Öteki Durumlar: Ateşli hastalıklar, ameliyatlar, protein kaybının fazla olduğu hastalıklar, kansızlık, yara, yanık, uzun süren ishal (sürgün), tiroit bezinin aşırı çalışması gibi durumlar protein ihtiyacını artırır. Yeterli protein alınması, fazla doku kaybını önler, doku onarımım hızlandırır, vücudu korur ve iyileşmeyi de kolaylaştırır.
Bağırsak asalakları da protein ihtiyacını artırır. Bağırsak asalakları kendileri için gerekli azotu ve amino asitleri bireyin diyetinden sağlayarak kayıplara yol açar, ayrıca bağırsağı zedeler ve kanatır. Böylece, sindirim ve emilimi bozar, vücudun direncini azaltır.
Normal ve özel durumlarda^ hastalıklarda, ihtiyacın çok üzerinde protein almanın bir yaran yoktur. Verilen miktarlardan biraz fazla protein almanın sakıncalı olmadığı bilinmekle birlikte, sürekli olarak, ihtiyacın 2-3 katı fazla almanın yararı bir yana zararlı olduğu görüşü yaygındır.
İhtiyacın Karşılanması: Günlük protein ihtiyacını karşılamak için, üç öğünde de, proteinin iyi kaynaklarına yer verilmesi gerekir. Süt, yoğurt, peynir, çökelek veya sütlü tatlı gibi süt ve ürünlerinden günde iki kez alınmalıdır. Ayrıca, et, kuru baklagil ve yumurta gibi proteinin en iyi kaynaklarının karışımından veya tek olarak günde iki kez yenmelidir. Günde iki kez süt ve ürünlerinden; iki kez et, yumurta ve kuru baklagil yemeklerinden; 3-4 kez sebze ve meyve, yeteri kadar ekmek pilâv veya makarna yenirse; hem protein, hem de öteki besin öğeleri ihtiyacı karşılanır. Bu besinler üç öğünde dengeli olarak alınmalıdır.
Gelir düzeyi düşük aileler, hayvansal besinlerden ucuzunu seçerek, kuru baklagillere daha çok yer vererek protein ihtiyacını az harcamayla karşılama yoluna .gitmelidir. Örneğin peynir yerine çökelek, bozuk olmayan ucuz balık (istavrit, hamsi gibi) ve etler, kuru baklagiller kullanılabilir. Besin değeri yüksek olmayan tahıl ve şekerli besinlere fazla harcama yapma yerine, kaliteli besinlerin alınması, daha ucuz ve daha sağlıklı beslenme yoludur.
Vücuttan değişik yollarla sürekli azotlu madde kaybı olur. Vücutdan atılan azotlu maddelerin kaynağı proteinlerdir. Atılan ve kullanılanı karşılayacak miktar ve kalitede protein alınmazsa, vücuttaki yedek de tükendikten sonra hücrelerin yapısal proteini parçalanmaya başlar. Bu durum vücut çalışmasını bozar. Vücuda proeinlerle alman azot miktarı, çeşitli yollarla vücuttan kaybedilen azot miktarına eşitse, alınan atılanı karşıladığından azot dengelenmiş olur. Bu duruma "azot dengesi" denir. Kaybedilen azot vücuda alınan azottan çoksa, alınan atılanı dengeleyemediğinden, durum "azot dengesizliği" (eksi veya negatif azot dengesi) olarak nitelendirilir. Proteinlerle alınan azot, atılandan çoksa, vücutta bir miktar azot birikimi oluyor demektir. Bu durum da "pozitif (artı) azot dengesi" diye ifade edilir. Azot dengesinin kurulması ve pozitif azot dengesi için, vücuda yeterli miktarda protein ve her elzem amino asidin alınması zorunludur. Büyüme döneminde, gebelik gibi özel durumlarda, hastalıklardan iyileşme sürecinde bireyin pozitif azot dengesi içinde bulunması gerekir. Bu durumda yıkılandan çok protein yapılıyor ve azot birikimi oluyor demektir. Normal durumdaki yetişkinler için ise_ azot dengesinin kurulması yeterlidir. Azot dengesinin sağlanması, vücutta yıkılanı karşılayacak kadar protein yapıldığını gösterir. Hangi yaş ve durumda olursa olsun, azot dengesizliği sakıncalıdır. Bir süre, hiç protein alınmasa da vücuttan azotlu madde kaybı olur. Enerji değeri değişmeyen fakat proteinsiz diyet verilen bireylerde, ilk günlerde azot kaybı yüksek olur; gittikçe azalarak üç günden sonra değişmeyen bir düzeye iner. Proteinsiz diyet alındığında, ilk günlerde çok olan azot kaybı; protein değişimi kolay olan karaciğer, bağırsak, pankreas gibi organlardaki yedek proteinlerin yıkımından ileri gelir. Yedek proteinler kullanıldıktan sonra doku proteinleri yıkılarak, dışarı azotlu madde atımı sürer. Bu şekildeki en az azot kaybı, vücudun zo-runlu azot kaybıdır. Azot kaybının yarıdan çoğu üre ile olur. Üre, karaciğerde oluşur, böbrekler yoluyla idrarla atılır. Proteinsiz diyetle, dışkı ile atılan azot, enzim artıkları ve sindirim kanalı hücrelerinden gelir. Deri yoluyla azot kaybı ise, pullanarak dökülen deri hücreleriyle; terle; tırnak, saç, tüy uzaması için harcanan proteinle olur. Solunumla; doğurganlık dönemindeki kadınlarda, erkeklerde üreme organları yoluyla; tükürük ve sümük gibi salgılarla da az miktarda azot kaybedilir
« Önceki ::