Marijuanadan eroine başlıklı bir makale yazdığınızda kızım ateş püskürdü. Kendisi o sırada arkadaşları ile marijuana içmekteydi ve bu işin eni de, boyu da bu kadarla kalacak diye ısrar ediyordu. Kendisinin şimdi kararlı bir eroinci olduğunu size üzülerek bildiriyorum. Başka çocukların ve annelerle babaların bu ıztıraptan kurtulmalarının bir yolu yok mudur?
En güncel sorunlardan biri, marijuananın tehlikeleri ile ilgili cahillikleri kırabilmektir. Bu gibi yanlış görüşlerin, özellikle gençler arasında, nasıl gerçekmiş gibi gözüküp geliştikleri, şaşılacak şeydir. Belki marijuana üzerindeki yeni bilgiler, onların direnmesini kırıp akıllarını başlarına getirebilir. Kalifornia'da bir üniversite profesörü, bir zamanlar, marijuananın yasallaştırılması gerektiğine inanıyordu.
Son beş yıldır beş yüz öğrenci üzerindeki incelemelerinden sonra, şimdi ters yüz etmiş durumdadır. Kendisi, altı aydan bir yıla kadar, günde bir kez marijuana kullananların beyinlerinde müzmin değişiklikler geliştiğini buldu. Bundan başka, marijuana tiryakisinin yargılarındaki bozukluklar onu, daha zararlı tutkunluklara karşı daha dirençsiz kılar. Anne ve babalar deneyimlerden ders almalı ve çocuklarının marijuanayı «denemek» yollu yanlış muhakemelerine kanmamalıdırlar.
Çocuklarının ilaç kullandığından kuşkulandıkları an, bu alışkanlığı durdurmak için bir dakika bile geçirmemelidirler. Anneler ve babalar çok kez, çocuklarının tutkunluğuna karşı savaşı, gerçeği bilmezlikten gelerek yitirirler. Bunu açığa dökerek ise, doktorlarının, bir ruh doktorunun ve eğitimcilerin yardımı ile, gençliğin bu salgın hastalığını göğüsleyebilirler.
Genç bir kimsenin eroin almakta olduğu, kimyasal testlerle anlaşılabilir mi?
Uyuşturuculara alışmış olanlar, ilaçlan satın alma becerilerinde ve zerketme yöntemlerinde o denli başarılıdırlar ki, kolayca fark edilemezler.
Kollardar ki iğne izleri durumu belli ederse de, gizlemenin yollarını bulurlar. İdrarda morfinin aranması için birçok test vardır.
Bunların bazıları çabuk sonuç verir ve güvenilirdir, bazıları ise zaman alır. Son olarak geliştirilen yeni bir yöntemle, idrarda morfin izlerinin hemen saptanabildiği bildirilmektedir.
Böyle çabuk ve olumlu sonuç veren testlerle, düzenli aralıklarla idrar muayenelerini zorunlu kılacak yasal düzenlemeler umut edilebilir. Uyuşturucu alışkanlığının kontrolü ancak erken fark edilmeyle mümkündür. Ama bu, kuşkusuz, önleme için yapılacak eğitim programlarının geliştirilmesinden sonra ikinci sırayı alır.
Yaşamsal olayların normal sürmesi için, vücut sıvılarının asit-baz dengesinin korunması gerekir. Bir çözeltiye hidrojen iyonları veren maddeye asit, hidrojen iyonlarmı alarak bağlayan maddeye de baz (alkali) denir. Bir çözeltide hidrojen iyonları (H+) arttıkça asitlik artar, hidroksil (OH—) iyonları çoğaldıkça da bazhk artar. Asit ve baz özelliğinin derecesini anlatmak için pH denilen bir ölçü kullanılır. pH ölçüsü 0-14 arasında değişir
Şekilden de anlaşılacağı gibi, pH değeri küçüldükçe asitlik derecesi artar (H+ çoğalır), bazhk özelliği azalır (OH— azalır). Çözeltide H+ ve OH~ iyonları aynı oranda bulunursa, o çözelti nötürdür ve pH derecesi 7'dir. pH: 7 üzerindeki değerler baz özelliğini gösterir ve değer 14'e yaklaştıkça bazhk özelliği kuvvetlenir, pH: 7 altındaki değerler asit özelliğini gösterir. Değer küçüldükçe asitlik derecesi kuvvetlenir.
Hücre içi sıvısının pH derecesi 7.0 dolayındadır. Kanın pH derecesi ise ortalama 7.35 - 7.50 arasında değişir. Yaşamla ilgili olaylar ancak bu pH derecelerinde yeterli hızda sürdürülebilir. Normalden düşük ya da yüksek pH derecesinde vücut çalışmasında bozukluklar başlar ve önemli değişiklikler tehlikeli olur. Yaşamla bağdaşan alt ve üst sınır pH = 6.9 - 7.8'dir. Bazı vücut sıvılarının pH değerleri, kanın pH derecesinin altında veya üzerindedir. Örneğin, mide özsuyunun pH'sı 3.0 dolayında, pankreas özsuyunun pH'sı ise 7.5 - 8.0 arasındadır.
Yaşamla bağdaşan pH değerinin korunmasını sağlayan, birbiriyle bağıntılı ve tamamlayıcı sistemler bulunur. Solunum ve boşaltım sistemi, vücutta oluşan ve besinlerle alman çeşitli maddeler nötürlük düzeninin sürmesinde görev alır. Örneğin, metabolizma sonucu oluşan karbondioksit karbonik asite, bu da bikarbonata çevrilir. Solunum sistemi normal çalıştığında akciğerlerden CO2 atımı düzenlidir, karbonik asit ve bikarbonat dengeli olarak oluşur. Bu denge bozulmaya başlayınca, başka sistemler işe karışır ve vücut kendini korumaya çalışır. Böylece, solunum sistemi nötürlük düzeninin korunmasına yardımcı olur.
Vücut sıvılarının nötr ortamda tutulmasında tampon özelliğindeki maddeler de görev alır. Tampon maddeler, kanın pH değişimini sınırlayıcı, nötr ortamda tutulmasına yardımcıdır. Bu maddeler, hidrojen atomu sayısını değiştirmezler, onların iyonlaşmasını önlerler. En önemli tampon maddeler; proteinler, fosfatlar ve karbonatlardır.
Asit - baz dengesinin sürdürülmesinde mineral iyonları da kalkıda bulunur. Sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi mineraller baz; klor, fosfor ve kükürt ise asit oluşturabilirler. Bunlar da birbirleriyle ve metabolizma sonucu oluşan maddelerle birleşerek nötürlük düzeninin korunmasına yardımcı olurlar. Kanda asit artma eğilimi gösterdiğinde, sodyum ve potasyum gibi mineraller bu asitlerle birleşerek tuz oluşturmaya başlar; asitlerin fazlalaşması önlenir.
Kanın asit - baz dengesinin korunmasında böbrekler önemli görev yapar. Kanın pH değerinin normalin altına düşme veya üstüne çıkma eğilimine göre, böbrekler durumu düzeltmek üzere bazı maddelerin dışarı atımını artırır ya da bazılarının atımını azaltır. Böylece kanın asit veya alkaliye dönüşmesi önlenmiş olur.
Metabolizma sonucu oluşan ve besinlerle alman asit ve baz özelliğindeki maddelerin kanın normal pH değerinde önemli değişiklik yapması, açıklanan sistemlerin birbirini tamamlayıcı ve koruyucu etkisiyle önlenir. O nedenle, yenilen besinlerin asit veya baz oluşturan maddelerce zengin oluşu normal koşullarda kanın nötürlük düzenini bozmaz.
Asit-baz dengesinin korunmasıyla ilgili sistemlerde bozukluk olursa veya vücut zorlanırsa kanda asit veya baz miktarı artar. Dengeyi koruyucu sistemlerin gücü vücudu korumada etkisiz kalabilir. Kanda asitlerin artması (pH düşmesi) durumu asidoz, bazların artması (pH yükselmesi) ise alkaloz diye bilinir. Bu durumlar, solunum ve metabolizma bozukluğu gibi çeşitli hastalıklar sonucu görülür. Örneğin, akciğerlerle karbondioksit atımı bozulunca, karbonik asit artarak kanın pH değerini normalin altına düşürebilir (asidoz). Kanda bazların, özellikle bikarbonatın çoğalması ise asitliğin azalmasına yol açarak pH derecesini normalin üstüne çıkarabilir (alkaloz).
Açlık, karbonhidrat metabolizmasında bozukluk veya yetersizlik de keton maddelerinin artışına yol açtığından kamn pH derecesini düşürür ve nötürlük düzenini bozar.
Hücre içi sıvısına göre, hücre dışı sıvısının elektrolit yoğunluğu ve geçişme basıncı artınca, hipotalamustaki özel alıcı hücreler (osmoreseptörler) uyarılır. Uyarılan bu duyarlı hücreler de hipofiz bezini uyarır ve onun antidiuretik hormonu (ADH) salgılamasını sağlar. Bu hormon, böbreklerden su ve elektrolitlerin atılmasını dsnetler. Salgılanan ADH, böbrekler yoluyla su atımını azaltır. Bu, böbreklere süzülen suyun geri emilmesininin artması, vücutta tutulan suyun çoğalması, oluşan idrarın azalması anlamım taşır. Ayrıca, hipotalamus'taki özel alıcıların uya-nhnasıyla susuzluk duygusu belirir ve dışardan su alınmasını sağlar. Böylece, hücre dışı sıvısının yoğunluğu ve geçişme basıncı normale inerek dengelenmiş olur.
Hücre dışı sıvısının elektrolit yoğunluğu ve geçişme basıncı düşünce, aynı sistemin tersine işlemesiyle normale çıkar. Bu durumda, ADH oluşumu azalır, böbrekler yoluyla idrarla dışarı su atımı çoğalır.
Vücut sıvılarındaki elektrolitlerin böbrekler yoluyla denetlenmesinde adosteron hormonu önemli rol oynar. Aldosteron, böbreküstü bezi tarafından salgılanan, su ve elektrolit dengesinde etkinlik gösteren bir hormondur. Bu hormon, vücut sıvılarındaki sodyum ve potasyum yoğunluğunun böbrekler yoluyla düzenlenmesini sağlar.
Hücre dışı sıvısının geçişme basıncının yükselmesi elektrolit yoğunluğunun da artması demektir. Bu durumda böbreküstü bezinden aldosteron salgılanması azalır ya da durur. Bunun sonucu olarak böbreklerden idrarla elektrolit atımı faz-lalaşır ve geçişme basına dengelenir. Elektrolit yoğunluğunun azalması sonucu, geçişme basıncının düşmesi durumunda ise, böbreküstü bezi uyanlarak aldostron salgısı artar. Aldosteronun etkisiyle böbreklerden elektrolit atımı azalır. Sonuçta elektrolit yoğunluğu ve geçişme basınca normale çıkar.
Aldosteron vücut sıvılarını normal hacimde tutmada da etkilidir. Hücre dışı sıvı hacmi azalmca, hacimle ilgili alıcı hücrelerin ve böbreküstü bezinin uyarılması sonucu aldosteron salgısı artar. Bu da böbreklerden sodyum atımını azaltır, vücutta sodyumun tutulmasını sağlar. Sodyumun artması sonucu vücutta daha çok su tutulur. Bu, daha çok suyun böbreklerde geri emilmesi ve vücuda dışardan su alınması şeklinde belirir. Sonuçta, sıvı hacmindeki azalma önlenir. Sıvı hacmi arttığında ise açıklanan durumun tersi olur. Aldosteron salgısı durur veya azalır, bunun etkisiyle böbreklerden sodyum atımı artar, sodyum atılırken su atımı da çoğalır, plazma hacmi normale düşer.
Hücre dışı sıvısının başlıcası olan plazmanın elektrolit yoğunluğu, hacmi ve geçişme basıncı böbreklerle düzenlenir ve denetlenirken, bir yandan da hücre içi sıvısıyla ilişkisini karşılıklı sürdürür. Örneğin, hücre içi sıvısında sodyum normalin üstüne çıkınca, hücre dışı suyu hücre içine girer, yoğunluğu normalleştirir. Tersi olduğunda da hücre içi suyu hücre dışı sıvışma geçer.
Vücut sıvılarının ve elektrolitlerin normal düzeyde tutulması, dengede kalması, belirtilen ve belirtilmeyen sistemlerin düzenli ve uyumlu işlemesine bağlıdır. Bunların bir ya da birkaçının bozulması dengesizliğe yol açar. Sürgün (ishal) olan kimseye su vermeme, fazla tuzlu, deniz suyu içme gibi yanlış uygulamalarda bozulan su ve elektrolit dengesinin düzeltilmesi zorlaşır. Çok bozulan dengenin yeniden kurulmasına, koruyucu sistemlerin gücü yetmez ve hayat tehlikeye girer.
Vücut Sıvıları ve Elektrolit Dengesi
Hücre zarı, suyun ve bazı maddelerin geçmesine uygun yapıdadır. Hücre zarı, gerekli olan maddeleri ve gerektiği miktarda geçirir. Her maddeyi geçirmez, seçerek geçirir. Hücre içi sıvısı ile hücre dışı sıvısı ve bunların içindeki elektrolitler dengededir. Vücuda, değişik miktarlarda su alınmasına ve çok çeşitli maddeler girmesine karşın; vücut sıvılarının bileşimi, hacmi ve hücre zarından geçişme basıncı (osmotik basınç) önemli bir farklılık göstermez, dengede tutulur. Bileşim, hacim ve zardan geçişme basıncı (osmotik basınç) yönünden dengenin korunmasında, böbrekler, hormonlar önemli rol oynar. Denge., düzeltilemiyecek derecede bozulursa hayat tehlikeye girer.
Geçişme basıncı (Osmotik basınç), suda erimiş maddelerin molekül ve iyonlarının geçirgen zara uyguladığı basınçtır; hücre içi ve dışındaki sıvının zardan giriş - çıkışını düzenleyen ve dengeleyen bir güçtür. Bu basınç, eriyik içindeki molekül ve iyon sayısına bağlıdır. Bir eriyiğin geçişme basıncım belirleyen etken, eriyen maddenin ağırlığı ya da büyüklüğü değil, parçacıkların toplam sayısıdır. Vücut sıvılarındaki elektrolitlerin yoğunluğu çoğaldıkça geçişme basıncı da artar.
Vücut sıvılarının ve elektrolitlerinin dengelenmesinde plazma çok etkindir. Plazma hacminde, elektrolit yoğunluğu ve geçişme başmandaki küçük değişmeler, öteki sıvı bölümlerine yansır. Plazma ve öteki hücre dışı su bölümlerinin elektrolit yoğunluğu, hacmi ve geçişme basıncı, birbiriyle ilişkili olarak çeşitli sistem-lerce ayrı ayrı denetlenir. Elektrolit yoğunluğa, hacim ve geçişme başmandaki değişmeleri farkederek uyarılan özel hücreler bulunur. Örneğin, beynin hipotala-mus bölümünde, bu değişiklikleri farkederek uyarılan özel alıcı hücreler (osmore-septör) vardır. Böbreklerde de, plazmadaki sodyum değişimini farkederek uyarılan alıcı özel hücreler bulunur. Dengenin bozulması ile uyarılan bu ve başka alıcılar öteki sistemleri uyarır. Bunların sonucunda duruma göre, böbrekler yoluyla bazı maddelerin atımı azalır, bazılarınınki artar; böylece su ve elektrolit dengesi sağlanır.
Günlük Toplam Enerji İhtiyacının Hesaplanması
Günlük enerji ihtiyacı; bireyin yaşına, çalışma şekline ve süresine, işdışı etkinliklerine, vücut ağırlığına ve öteki özelliklerine göre değişir. Enerji ihtiyacını hesaplamak için, örnek olarak alman erkek ve kadın için verilen değerlerden yararlanılır. Enerji ihtiyacını hesaplamada, bireyin hangi özellikleri örnek kadın ve erkeğinkinden değişikse ona göre ayarlama yapılır.
1. İş ve Uğraşa Göre: Tablo 6-5'te görüldüğü gibi, örnek erkek ve kadın,, günün 8 saatini uykuda veya yatakta, 8 saatini orta derecede işte, 8 saatini de iş dışmda uğraşla geçirmektedir. Daha hafif ya da ağır iş ve uğraşlarla enerji harcaması da belirlenmiştir. Çeşitli derecelerdeki çalışmada, dakikada ve vücut ağırlığının kilosu başına enerji harcaması da hesaplanmıştır. Bu değerler kullanılarak, değişik işlerde çalışan bir yetişkinin ortalama enerji ihtiyacı bulunabilir. Örneğin, 30 yaşında, 70 kg. ağırlığında, 175 cm. boyunda bir erkek işçi, günde 6 saat odunculuk yapıyor, 4 saat bahçe işlerinde çalışıyor, 6 saat oturuyor, dinleniyor ve kişisel işlerle uğraşıyor ve 8 saat uyuyorsa, günlük enerji ihtiyacı şöyle hesaplanabilir:
a. Odunculuk ağır işler grubuna girer. Ağır işler için, erkeklerin enerji harcaması dakikada 5.0 kaloridir (Tablo 6-5'ten).
6 X 60 X 5.0 = 1800 kalori (7,5 MJ) = ösaatlik enerji harcaması.
b. Bahçe işlerinde çalışma orta derecedeki işler grubuna girer. Orta işler için enerji harcaması dakikada 3.0 kaloridir (Tablo 6-5'en).
4X 60X 3.0 = 720 kalori (3.0 MJ) = 4 saatlik enerji harcaması.
c. Oturma, dinlenme ve kişisel işler hafif işler ve uğraşlar grubuna girer. Bunun için erkeklerin enerji harcaması dakikada 2.3 kaloridir (Tablo 6-5'ten).
6 X 60 X 2.3 = 828 kalori (3.5 MJ) = 6 saalik enerji harcaması.
d. 8 saatlik uyku sırasında ortalama enerji harcaması bulmak için 6-2-2'deki örneğe bakınız.
- Vücut yüzeyi: 1.85 m*. Bazal metabolizma hızı: 36.8 kal. 1.85X36.8 = 68 kal. ,
68 X 8 = 545 kal. (2.3 MJ) = 8 saatlik uykuda enerji harcaması. Günlük toplam enerji ihtiyacı: 3893 kalori = 16.3 MJ.
(1800 + 720 + 828 + 545).
2. Vücnt Ağırlığına Göre: Enerji harcaması vücut ağırlığı ile yalandan ilgilidir. Tablo 6-5'te, çalışma durumuna göre vücut ağırlığının kilosu başına düşen enerji harcaması gösterilmiştir .Vücut ağırlığına ve çalışma durumuna göre -enerji ihtiyacı hesaplanırken, bireyin gerçek kilosu değil, boya göre arzu edilen ağırlığı esas alınır. Örneğin, 175 cm. boyunda, 80 kg. ağırlığında ve orta işte çalışan bir erkeğin enerji ihtiyacı 80 kg.'a göre değil, bu boyda olması- gereken arzu «dilen 65-70 kg. üzerinden hesaplanır. Orta dereceli işte çalışan erkeğin enerji harcaması kilo başına 46 kaloridir (Tablo 6-5). Buna göre bu insanın günlük enerji ihtiyacı 46 X 70 = 3220 kalori (13.5 MJ) dolayındadır. 80 kg. ağırlığa göre ■hesaplanırsa 46X80 = 3680 kalori (15.4 MJ) olacak ve sürekli şişmanlaya-•caktır. Vücut ağırlığı ve çalışma durumuna göre enerji ihtiyacı Tablo 6-6'da verilmiştir. Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıklar Tablo 15-1'de gösterilmiştir.
3. Yaşa Göre: Yaş ilerledikçe, genellikle fiziksel etkinliklerde azalma ve şişmanlama eğilimi görülür. Bunun için, enerji ihtiyacı 40 yaşından sonra genellikle azalmaya başlar. Etkinliklerde, dolayısıyla enerji harcamasında azalma derecesini saptamak zordur. Hafif ve orta dereceli işlerde çalışan erkeklerin fiziksel etkinliklerinde 20-45 yaşlarında önemli değişiklik görülmediği, toplam enerji ihtiyacı 45-75 yaşlarında günde 200 kal. (0.83 MJ), 75 yaşından sonra da 500 kal.
(0.83 MJ), 75 yaşından sonra da 500 kal. (2.0 MJ) azalma olduğu bulunmuştur. Fiziksel etkinliklerde genellikle azalma olduğu varsayılarak alınan günlük enerjiden önceki yıllara göre, 40-49 yaşlarında % 5, 50 yaşından sonraki her 10 yıl için % 10 indirim yapılması önerilmektedir .Fiziksel çalışması fazla değişmeyenlerde indirim daha az, etkinliği çok azalanlarda ise daha çok indirim yapılması gerekir.
4. Çevre Sıcaklığı: Giyinme ve ısıtma sistemi ile soğuktan korunulur. Sıcak ve soğukta uzun süre kalanların enerji harcaması değişir. Soğuk çevrede yaşayanların enerji ihtiyacı sıcak çevredekilere göre artar. Kışlık giyeceklerin ağırlığını taşımanın, enerji harcamasını % 2-5 kadar artırabileceği bildirilmektedir. Giysiler yetersizse, vücut serinler, bu metabolizmayı hızlandırır ve enerji harcamasını artırır. Çevre sıcaklığının 10-14°C altına her 10°G düşüşünde, enerji, ihtiyacının % 5-10 arasında arttığı ileri sürülmektedir.
Çevre sıcaklığı yükseldikçe, fiziksel etkinliklerde genellikle azalma eğilimi olduğundan, enerji ihtiyacı azalabilir. Çevre sıcaklığının 20-30°C arasında olması, enerji harcamasında önemli değişiklik yapmaz. Yüksek çevre sıcaklığında, özellikle 37°C ve üzerinde vücut sıcaklığında ve metabolizmada yükselme-olur. Bu da enerji ihtiyacım artırır. Fiziksel etkinliği azalmayan, günlük enerji harcaması 3000 kal. ve üzerinde olan bireyin enerji ihtiyacının; çevre sıcaklığa 30°G üzerine her 1°C yükseldiğinde, % 0,5 arttığı bildirilmiştir.
5. Gebe ve Emziklilerin Enerji İhtiyacı: Gebelikte annelik dokuları ver yavrunun büyümesi; emziklilikte ise süt üretimi için enerji harcaması artar. Gebelik süresinde, diyetin enerji değeri, ayda ortalama 1 kg. artacak şekilde ayarlanır. Bu artış ilk aylarda az, son aylarda daha çok olduğundan, gebelik için 150-200 kal. (0,6 - 0,8 MJ) ek yapılması yeterlidir. Arzu edilen ağırlıkta olan ve normal miktarda süt üreten emzikli kadınlar için ise 800 kalori (3,3 MJ) dolayında-ek yapılması önerilmektedir.
Gebe ve emzikli kadımn çalışma durumuna, şişman, zayıf ve normal kiloda olmasına ve süt üretimine göre ek yapılacak enerji miktarında değişiklik yapılır.^ Gebe ve emziklilerin enerji ihtiyaa Bölüm ll'de incelenmiştir.
6. Büyüme Çağında Enerji İhtiyacı: Büyüme için enerji Harcandığından,, büyümenin en hızlı olduğu yaşlarda, vücut ağırlığının kilosu başına enerji ihtiyaa da en yüksek düzeydedir. Bebekleria enerji ihtiyacı ilk aylarda kilo başına 120 kalori (0,50 MJ) iken, bir yaşında kilo başına 105 kaloriye (0.44 MJ) düşer;, yaşı ilerledikçe büyüme yavaşlar ve buna bağlı olarak da enerji harcaması azalır. «'Bebek ve çocukların enerji ihtivacı Bölüm 12'de açıklanmıştır.
Enerji İhtiyacının Karşılanması
Enerji ihtiyacı karbonhidrat, yağ ve proteinlerle karşılanır. Normal durumdaki bireylerin günlük enerji ihtiyacının % 50-65'i karbonhidratlardan, % 25-35'i yağlardan, % 10-15'i de proteinlerden sağlanabilir. İhtiyacın bu besin öğelerinin kaynaklarmdan dengeli olarak karşılanması iyi beslenmede çok önemlidir. Karbonhidrat, yağ ve protein ihtiyacının karşılanmasında dikkat edilmesi gereken esaslar, Bölüm 2,3 ve 4'te açıklanmıştır. Bu bölümlerdeki esaslar enerji ihtiyacının karşılanmasında da geçerlidir.
Vücut için zararlı olmakla birlikte alkol de enerji verir. Alkolün 1 gramı vücuda ortalama 7.0 kalori sağlar. Sağlığa çok çeşitli yönlerden zararlı olduğundan alkol alınmamalıdır. Alınması önlenemiyorsa, zararını azaltmak için, alkolden gelen enerji, günlük enerji ihtiyacının '% 10'unu kesinlikle geçmemelidir.
Yeterli ve dengeli beslenmek için enerji ihtiyacının karbonhidrat, yağ ve proteinlerden, bunların değişik kaynaklarından dengeli olarak karşılanması gerekir. Enerji ihtiyacı, miktar olarak bu üç besin öğesinden dengeli olarak karşı-lansa; ancak üçünün de kaynağından ayn ayrı dengeli karşılanmazsa, öteki besin öğelerinin yetersizliği görülür ve iyi beslenilemez. 1974 yılında yapılan Beslenme, Sağlık ve Gıda Tüketimi Araştırma sonuçlarına göre, ulusal düzeyde, günlük enerjinin % 64.44'ü karbonhidratlardan, % 11.87'si proteinlerden,. % 23.69'u da yağlardan karşılanmaktadır. İlk bakışta, üç besin öğesinden karşılanan oranlar dengeli gibi görülmektedir. Oysa, karbonhidratlı besinler vs pro-lein kaynakları çok dengesiz bulunmuştur. Ulusal düzeyde günlük enerjinin % 58 kadarı yalnız tahıldan; yalnız % 3'ü hayvansal proteinlerden sağlanmaktadır. Günlük enerjinin % 44"ü ekmekten gelmektedir. Bu sonuçlar, üç besin öğesinin kaynaklarmdan yeterince ve dengeli olarak yararlanılamadığını, halkın temel besinini tahılların, özellikle ekmeğin oluşturduğunu göstermektedir. Bu dengesizlik, çeşitli beslenme yetersizliklerine yol açmaktadır. Enerjinin, daha çok tahıllarla ve saflaştırılmış besinlerden alınması gibi uygulamalardan kaçınmak, kalitesi yüksek besinlerin tüketimine yönelmek gerekmektedir.
Ülkemizde, dengesiz enerji tüketimi de bir sorun olarak görülmektedir. Aşın enerji tüketenler ile yetersiz enerji tüketenlerin oranlan oldukça yüksek bulunmuştur. Bu nedenle, ülkemizde şişmanlık ve zayıflık yaygın olarak görülmektedir.
Şişmanlık, harcanandan çok enerji alınması; zayıflık ise harcanandan az enerji alınması sonucu oluşur. Şişman ve zayıf kimseler hastalıklara kolay yakalanırlar, hastalanınca iyileşmeleri uzun sürer, çalışmaları verimsiz olur. O nedenle, enerji ihtiyacmm dengeli olarak karşılanması, boya göre arzu edilen ağırlığın altına düşülmemesi ve üstüne çıkılmaması gerekir. Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıklar Tablo 15-1'de verilmiştir.
Boya ve yaşa göre arzu edilen ağırlıkta olmak, harcanan miktarda enerji alındığının, dolayısıyla enerji dengesinin göstergesidir. Şişman kimseler, harcadıklarından daha az enerji alırlarsa, enerji açığı, vücutta yağ dokularının yıkımıyla karşılanacağından zayıflar. Zayıflar da, harcadıklarından çok enerji alırlarsa, normal kiloya çıkarlar. Kısa sürede zyıflamaya veya şişmanlamaya çalışmak sakıncalıdır. Bunun beslenme ilkelerine uygun olarak yapılması zorunludur .Şişmanlık ve zayıflık konusu Bölüm 15-2 ve 3'te incelenmiştir
Bazal Metabolizma
Yaşamın sürdürülmesi için hücrede oluşan tüm kimyasal değişikliklere "metabolizma*' denir. Metabolizma hücrede tüm yapım ve yıkım olaylarını kapsar. Dinlenmede (dış çalışma olmadığı zaman), hücre çalışması ve vücut sıcaklığının korunması için enerji harcanır. Tam dinlenme durumunda, organların çalışması, ■vücut sıcaklığının korunması gibi yaşamın sürdürülmesi için zorunlu enerji harcamasına "bazal metabolizma" denir.
Bazal metabolizma, bilinç dışı vücut çalışmaları için ya da yalnız yaşamın •sürdürülmesi için gerekli olan en az enerjidir. Bunun için, bireyin bazal metabolizması; normal oda sıcaklığında hafif giyimli olarak sırt üstü yatmış ve uyanıkken; sindirim yönünden dinlenme durumunda (yemekten 12-14 saat sonra); korku, coşku ve dış etkilerden uzak olarak tam dinlenme durumunda ölçülür. Böylece bireyin bazal metabolizma hızı bulunur. Bazal metabolizma hızı (BHM = BMR), bireyin, saatte vücut yüzeyinin metre karesi başına harcadığı enerji miktarıdır. Bu, kısaca kalori/m2/saat olarak gösterilir. Örneğin, genç erkeklerin ba--zal metabolizma hızı (BMH) 40/kal/m2/saat; genç kadınların ise 36 kal./m2/saat -olarak bulunmuştur.
Bazal metabolizma hızı ve vücut alanı yaşama cinsiyete ve boy uzunluğu gibi özelliklere göre değişir. Her insanın Bu,vücut alanının ölçülmesi olanaksızdır. Bunun için, araştırmalar sonucunda, uygulama kolaylığı sağlamak üzere tablolar ve cetveller geliştirilmiştir. Boy ve ağırlığa en yakın değerlerin, boyuna ve enine kesiştiği noktadaki rakam vücut alanını gösterir. Örneğin, 55 kg. ağırlığında ve 165 cm. boyunda bir insanın vücut yüzölçümü 1.60m2'dir
Vücut alanını belirlemede, geliştirilmiş özel bir cetvelden de yararlanılır.
VÜCUTTA ENERJİ HARCAMASI Vücut çalışması, fiziksel hareketler ve yaşamın sürdürülmesiyle ilgili her olay enerji gerektirir. Hücrelerde yapım ve yıkım tepkimeleri enerji değişimi ile ilgilidir .Besin öğelerindeki saklı enerji kimyasal tepkimelerle açığa çıkar ve yüksek enerji kaynağı olan ATP (Adenozin Tri Fosfat) şekline dönüşür. ATP, kimyasal tepkimelerin yürümesi ve kas hareketi için kullanılır. Besin öğelerinin oksitlenmesi sonucu serbest duruma geçen enerjinin yan ürünü olarak vücut içitt gereken ısı oluşur. Vücutta harcanan' enerjinin yan ürünü olarak oluşan ısı miktarı ölçülerek,, belli bir sürede ve durumda harcanan enerji miktarı bulunabilir.
Vücutta harcanan enerji miktarı iki yöntemle ölçülür:
1. Dolaysız (Direkt) Kalorimetre Yöntemi: İnsanın içine sığabileceği büyüklükte bir kalorimetrede, vücutta oluşan ısı enerjisi ölçülür. Bu, vücutta üretilen? ısı enerjisinin doğrudan ölçülmesi ilkesine dayanan bir yöntemdir. Zor, zaman alıcı ve pahalı bir yöntem olduğundan pek kullanılmaz. 2. Dolaylı (İndirekt) Kalorimetre Yöntemi: Besin öğelerinin oksitlenmesi için kullanılan oksijen miktarı ile oksitlenme sonucu oluşan karbondioksit miktarı, ısı şeklinde açığa çıkan enerji ile doğrudan ilişkilidir. Bu ilişkiden yararlanarak vücutta oluşan enerji miktarı bulunur. Kullanılan oksijen ile oluşan karbondioksit miktarı ölçülerek, vücutta oluşan enerji miktarı hesaplanır. Yalnız oksijen miktarı ölçülerek de enerji harcaması bulunabilir. Bu yönteme "dolaylı kalorimetre" denir. Bu yöntem, uygulaması basit olduğundan yaygın olarak kullanılır. Solunan oksijen miktarı, özel solunum aracı kullanılarak ölçülür ve buna göre belirli sürede ve durumda enerji harcaması hesaplanır. Aynı miktarda enerji üretiminde harcanan oksijen miktarı, karbonhidrat, yağ ve proteinlere göre değişiklik gösterir. Bir litre oksijen harcandığında oluşan enerji miktarları şöyle bulunmuştur : Karbonhidratlardan : 5.047 kalori Yağlardan : 4.686 kalori Proteinlerden : 4.600 kalori Karışık diyetten, : 4.825 kalori Bireyin belirli süre ve durumda kullandığı oksijen miktarı solunum aracı ile-litre olarak ölçülüp 4.825 ile çarpılırsa harcadığı enerji miktarı bulunur. Vücutta oluşan enerji; büyüme, hücredeki yapım ve yıkım olayları, organların çalışması, gereksiz ve zararlı maddelerin dışarı atılması, vücut sıcaklığıma korunması, günlük hareketler ve çalışmalar için kullanılır. Enerjinin bu kullanılma şekilleri üç ana grupta incelenebilir:
1. Bazal metabolizma,
2. Fiziksel hareketler ve çalışma,
3. Besin öğelerinin ısısal etkisi (termik etki, S.D.A).
Besinlerin çeşidine göre, içerdikleri yağ, karbonhidrat ve protein miktarları farklılık gösterir. Bunun için, besinlerin enerji değeri, bileşimindeki besin öğelerinin çeşit ve miktarlarına göre değişir. Besinlerin verdiği enerji miktarı "bomba kalorimetre" denilen bir araçla ölçülür. Aracın özel yerine besin konur ve yakılır. Yakılan besinden üretilen ısı araçtaki suyu ısıtır. Isınan suyun sıcaklığı araçtaki termometre ile ölçülür.
Kalorimetrede yakıldığında, 1 gr. yağ 9,45, karbonhidrat 4.1 - 4.2, protein ise 5.65 kalori verir. Bu besin öğeleri vücutta, kalorimetrede verdiğinden daha az enerji verir. Bunun nedeni, besinin kalorimetrede kayıp vermeden tamamen, yanması; vücutta ise kayıplar olmasıdır. Vücuda alınan besin öğelerinin çok azı sindirilemez ve emilemez. Ortalama olarak proteinlerin % 92'si, yağların % 95'i,, karbonhidratların % 97'si sindirilerek emilebilir. Kalanı ise dışkıyla atılır. Hücrelerde, karbonhidratlar ve yağlar karbondioksit ve suya okside olur, oysa proteinler ve öteki azotlu maddelerden üre, ürik asit ve kreatinin oluşur. Bunlar vücutta yanmaz ve idrarla atılır. Oysa, kalorimetrede biı kayıplar olmaz. Sindirim,emilim, dışkı ve idrarla olan kayıplar dikkate alınarak, kalorimetrede bulunan enerji değerlerinde indirim yapılarak düzeltilir. Düzeltilerek bulunan değerler, besin öğelerinin vücutta verdikleri esas enerji miktarıdır. Buna besin öğelerinin "fizyolojik enerji değeri" denir. Enerji veren maddelerin birer gramlarının oksitlenince vücuda sağladığı ortalama enerji miktarı şöyledir:
Protein : 4.0 kal. = 16.8 Kj. = 0.0168 Mj.
Karbonhidrat : 4.0 kal. = 16.8 Kj. = 0.0168 Mj,
Yağ ;.9.0 kal. = 37.8 Kj. = 0,0378 Mj.
Alkol : 7.1 kal. = 29.8 Kj. = 0,0298 Mj.
Besinlerdeki karbonhidrat, yağ ve protein miktarları laboratuvarlarda özel yöntemlerle bulunur. Bulunan miktarlar enerji değerleriyle çarpılarak, belirli miktardaki besinin vereceği ortalama enerji miktarı hesaplanabilir. Sık tüketilen besinlerin 100 gramlarının ortalama enerji, karbonhidrat, protein ve yağ miktarları . Besinin içerdiği yağ, protein ve karbonhidrat miktarı bilinirse, herbiri verdiği enerji miktarı ile çarpılıp, toplanırsa enerji değeri bulunur.
Beslenme biliminde ısı enerjisi birimi olarak kilokalori, kilojul ya da megajül kullanılır.
Bir kilokalori: 15°C'deki bir litre damıtık suyun sıcaklığını 16°C'ye çıkarmak için harcanan ısı enerjisi miktarıdır. Kilo kalori "kg. kalori" "k. kal."
ya da yalnız "kal." diye kısaltılarak da gösterilir. Bir kilokalori, "+ 4°C'deki bir litre damıtık suyun sıcaklığım 1°C yükselten ısı enerjisi miktarı" olarak da tanımlanabilir. Bir kilokalori 1000 küçük kaloridir.
Beslenmede, geleneksel olarak kullanılan ısı enerjisi birimi kalori yerine,, uluslararası bir kararla, jül kullanılması uygun bulunmuştur. Bir jül: Bir kilogramlık ağırlığın bir newtonluk kuvvetle bir metre taşınması için harcanan enerji miktarıdır. Kısaca kilojul "KJ", megajul ise "MJ" olarak gösterilir.
1000 Jül = 1 kilojul (KJ)
1000 KJ = 1 megajül (MJ)
Kalorinin jül'e çevrilmesi şöyledir:
1 kg. kalori = 4184 jül = 4,184 kilojul (KJ) = 0,004184 megajül (MJ).
Genellikle kilokaloriyi kilojul'e çevirmek için, kilokalori olarak verilen değer 4,18 ile ya da kısaca 4,2 sayısıyla çarpılır.
« Önceki ::